annemin mutfak kokusu

Cuma, Ağustos 31, 2007

Bu haftasonu yokum!


Gezmeye doyamayan bir aile olarak bu haftasonu gene gezmelere gidiyoruz. Esimin dogdugu yer olan Almanya'nin minicik bir kentine, Bochum'u gormeye gidiyoruz. Esimin dogdugu hastaneyi, kosusturdugu sokaklari, gezdigi parklari, ilk kez yurudugu, guldugu, konustugu, ayakta durdugu evini, hatirlamadigi daha nice anisinin gectigi bir sehre gidiyoruz.. 4 yasindayken Yalova'ya donmeye karar verdikleri icin cok birsey yok hafizasinda kaldiklari eve, yasadiklari cevreye ait.. Ama dun daha haritaya bakarken bile anlatmaya baslamisti.. "Burasi benim gezdigim parkmis, soyleymis, boyleymis.." diye.. Bakalim gidince daha neler hatirlayacak..

Tabi gitmisken o cevreyi de gormeden gelmek olmaz diye, biz bu gezimizi iki gune cikardik. Nasil olsa kaplumbaga gibiyiz, aliriz cadirimizi yanimiza.. Bati Avrupa'nin her yerinde kamp alani bulmak nasilsa oldukca kolay.. Sadece uyumak icin de bir suru para vermemis oluruz hem. Bu gidisimizde once Bochum, sonra Essen sonra da Duisburg'a gecmeyi uygun gorduk. Haftaya fotograflarla burdayim..

Etiketler:

Salı, Ağustos 28, 2007

Tarcinli Rulo


Bu lezzet benim taaa Kanada'da yasadigim yillardan bu yana aradigim, esi bulunmaz birseydir.. Epey yaklastigimi dusunuyorum, yiyenler de cok begendi. Pazar gunu arkadaslara kahvaltiya giderken goturmek uzere yaptim ben. Zaten mis gibi kokan tarcini sevmeyen az bulunur. Yalniz ustune surulen kremasini cok tutturamadim ama gene de guzeldi, ben yine de yazayim onun tarifini de..

Malzemeler
5 su bardagi un (2-3 yemek kasigi eksik - yavas yavas ekleyin)
1 paket yasmaya (2 yemek kasigi kuru maya da olur)
250 ml ilik sut
125 ml seker
3 yemek kasigi tereyagi (erimis)
1 cay kasigi tuz
2 yumurta

Ic Malzemesi
250 ml esmer seker
2.5 yemek kasigi tarcin
3 yemek kasigi tereyagi (yumusak)

Ust krema
1 paket krem santi
Gerektigi kadar sut
1 cay bardagi krema
1 yemek kasigi pudra sekeri
150 gr mascarpone peyniri

Yapilisi
Maya ilik sutte eritilir. Seker, tuz, tereyagi, yumurta sute eklenip karistirilir. Homojen bir karisim olustuktan sonra un eklenir, yumusak bir hamur elde edilir. Ilik bir mekanda 1 saat iki katina cikana kadar bekletilir.

Mayalanmis hamur 40 cm x 50 cm lik bir dikdortgen olusturacak sekilde acilir (yarim santimetre kadar kalinlikta olacak). Ustune once oda sicakliginda yumusak tereyagi her yerine gelecek sekilde surulur. Tarcinla esmer seker karistirilip her yerine bol bol serpilir. Uzun kenarindan baslayarak sarilir. Rulo haline getirdigimiz hamuru 3 parmak kalinliginda parcalara kesip, yaglanmis tepsiye 3 parmak araliklarla yerlestiririz. Rulo olan kismini uste getiriyoruz. Firin mayasini da yarim saat kadar bekleyip 200 dereceye isitilmis firinda yaklasik 15-20 dakika pisiriyoruz. Hafif kizarmalari gerekiyor.

Bence en guzel hali firindan cikip bir bes dakika soguduktan sonra ustune kremasini surup yaninda bir fincan kahve ile ictigimiz zaman ama isterseniz daha sonrasinda da mikrodalga firinda isitip tuketebilirsiniz.

Kremasi icin cig sut kremasini pudra sekeri ile katilasana kadar cirpalim. Mascarpone peyniri biraz cirparak yumusatalim. Krem santiyi gereken sut miktari ile cirpip katilastiralim. Peyniri, cig sut kremasini ve krem santiyi birlestirelim ve homojen hale gelene kadar birlikte cirpalim.

Tarcinli rulolarin ustune 1-2 yemek kasigi surelim.. Afiyet olsun..


Etiketler: ,

Cuma, Ağustos 24, 2007

Biraz da sehir hayati..

Norvec 4.gun: Gudvangen – Bergen

Norvec’in kuzeyinde gecirdigimiz 3 gunun arkasindan biraz daha guneyine gidip Avrupa’nin gizli baskentlerinden biri olan Bergen sehrini gormek istedik. Bati Norvec’in dunyaya acilan kapisi olarak gorulen bu sehir daglarla cevrelenmis, bir yandan modern bir yandan da eski havasini koruyabilmis cok hos bir sehir. Oslo’nun ruhsuz gri sokaklari yerine burada rengarenk, birbirine yaslanarak sanki guc bulan minicik evler, ciceklerle bezenmis balkonlar, caddeler goruyorsunuz.. Sanki Oslo degil de burasi hakediyor baskentligi..

(Bergen itfaiye binasi)

Bergen’e gidis yolculugumuz da oldukca guzel gecti. Oncelikle Gudvangen’dan Flam’a vardik. Sonrasinda da daha buyuk bir feribotla Norvec’in en uzun fiyordu olan Sognefjord’u gecerek (ki yaklasik olarak 5 saat suruyor bu yolculuk) Bergen’e vardik. Bu yolculuk esnasinda da feribot cesitli limanlarda durup yolcu alip indirdi. Bunlardan en guzeli, belki o esnada gunesin de bize guzel yuzunu gostermesinden dolayi, Ballestrand limaniydi. Kaptan da oldukca neseli ve esprili biriydi; surekli yorumlar yapti duraklarda. Burasi icin de Kviknes Otelin balayi yapacaklar icin muhtesem bir yer oldugunu soyledi. Isvicrelilerin “Chalet” tarzinda yapilmis, 1. Dunya Savasi’ndan once Kral II. Wilhelm’in sik sik buraya gelip tatil yapmasiyla unlenmis denize sifir, manzarasi muazzam bir oteldi burasi.. Icinde bulundugu kasaba miniminnacik ama cok sirindi.

Feribotun ici hem sicak hem cok rahatti ama disarida boyle guzel manzaralar varken iceride oturmak benim icime sinmedigi icin vaktimin cogunu disarida atki ve beremi takarak montumun onunu siki siki kapatarak gecirdim. Deniz kenarindaki evler ki ev demeye dilim varmiyor hepsi birer villaydi birbirinden renkli, birbirinden harika dizaynlarla bizleri buyuledi.

Yolculuk esnasinda Norvec’i Norvec yapan 1960larda bulunan petrolun cikarildigi bolgelere de rasladik. Norvec’in batisindaki Kuzey Denizi’nde cikarilan petrol sayesinde su anda Norvec dunyaya petrol satan en buyuk 3. ulke. Tabi bu da Norveclilerin neden zengin oldugunu acikliyor. GSMH’nin bizim ulkemizde 5000 dolar oldugunu dusunun, bir de norvecte bu rakamin 40000 dolar oldugunu hayal edin.. Bu arada Norvec’in enerji uretimi konusunda ilginc olan ozelliklerinden biri de dunyada ilk kez gel-git enerjisini kullanarak elektrik ureten ulke olmasi.. Yani petrolumuz var nasilsa diyip ustune yatmiyor adamlar.. Elektrik uretimlerinin cogunu su ve ruzgar enerjisini kullanip beleje getiriyorlar.. Son derece akillica.. Sadece petrol degil ayni zamanda dogal acisindan da zengin olan Kuzey Denizi Norvec’in en buyuk sansi olmus..

Bergen’e vardigimizda aksam saat 8 olmustu ama muhtesem gunes, Bergen’i daha renkli, denizi daha piril piril hale getiriyordu. Hemen turist danismaya gidip kampimiza nasil gidecegimizi ogrenmeye gittik ama icerisi resmen ana baba gunuydu.. Heralde bir 15 dakika sonra ben daha cok bekleyecegimizi dusunup orada hediyelik esya satan kiza nasil gidecegimizi sordum, saolsun anlatti. Norvecliler hakkinda hep cok soguk, yabancilarla kolay kolay kaynasmayan insanlar olarak okumustum ve duymustum gitmeden once ama aslinda birsey sordugunuz zaman hepsi ne biliyorlarsa anlatiyorlar, bence soylendigi kadar ketum degiller. Neyse binbir bela ile dogru otobuse binip bir aktarma ile kampimiza vardik. Kamp yeri sehrin kuzeyinde, hatta uzak bile denebilecek bir yerdeydi. Ayrica son derece kotuydu bence. Yerler camur icindeydi. Fransa’dan cadirda kalmak icin gelen bir otobus insan.. Tuvaletler kalabalik, mutfak kullanilmaz halde falandi.. Neyse hemen cadirlari kurduk.. Ocagimizi cikarip patates yemegi ile ton balikli makarna yaptik. Saat de epey gec olmustu. Cadirin yaninda yapilan disarida sogukta yenen yemeklerin lezzeti de epey guzel oluyor bu arada.. Sonra uyuduk ve gene yagmurlu bir gune uyandik..

Norvec 5. gun: Bergen - Oslo

Hemen cadirlari toplayip kahvaltidan sonra sehre geri donduk. Sehir kucuk, en guzel yuruyerek gezmek.. Oncelikle limanda yer alan Bryggen adi verilen 1700 yillarda yapilmis kucucuk mahalleyi gezdik. Evler oylesine yamuk yumuk ki sanki heran yikilabilir gibi duruyorlardi. Daracik caddeler, ahsapla kaplanmis yollar. Insan surekli o zamanlarda yasami hayal ediyor gezerken..

Bergen’de bizim gezdigimiz diger iki yer de 1990li yillara kadar hala kale amacli olarak kullanilan sonradan halka acilan sehrin kalesi ve merkeze biraz uzak olan Fantoft Ahsap Kilisesi oldu.. Orjinal adi bunlari “Stave Church”.. Sanki uzakdogudan etkilenilmis yapilirken.. Diger bir ozelligi de kilisenin tamamen ahsaptan yapilmis olmasi. Icleri oldukca sade ve kucuk ama dislari da oldukca gorkemli. Hicbir boya kullanilmamis tamamen ahsabin kendi recinesinin tutsulenmis hali ile bu renge getirilmis. Aslinda bu bizim gordugumuz orjinal Fantoft kilisesi degil. Cunku orjinali cok badireler atlattiktan sonra 1993 yilinda black metal solistlerinden biri tarafindan atese verilmis (mahkemesinde juri sucsuz buldugu halde hakimler suclu olduguna kanaat getirmisler). Isvec ve Norvec’te bu tur olaylar sik sik yasaniyormus aslidna esim de anlatmisti bana. Tamamen protesto amacli kamuya ait binalara, onemli yerlere zarar veriyormus insanlar.. Yazik gercekten 1000 yillik bir yapiya boyle haince zarar vermek niye anlamiyor insan. Yangindan sonra orjinalina sadik kalinarak yeniden insa edilmis ayni yerde.

Bergen’de gecirdigimiz guzel dakikalardan biri de Deli De Luca adli pastanemsi yerdi.. Cok hos pastalari, bizim pideye benzer kapali hamur isleri var.. Norvec’in her yerinde kolaylikla bulabilirsiniz bu zincirin parcalarini.. Tavsiye ederim, ugrayin.. Starbucks’in icecek degil de daha cok yiyecek cesitlemelerinin bulundugu bir dukkandi..

Bergen’de gece 11e kadar vakit gecirdikten sonra bizi Oslo’ya goturecek olan otobusumuze bindik. Bota gore oldukca ucuz olan otobus cok rahatti ama yolculuk o kadar rahat olmadi. Malum Norvec daglik bolge.. Surekli tunellerin icinde kivrila kivrila gidiyorsunuz yolda. Saat gece 3’e kadar uyuyamadim. Zaten bir ara midem de bulandi yoldan. Surekli gaz fren falan.. Sonra uyumusum, gece bir ara gozumu actigimda yol yoktu J tarlamsi bir yerlerden geciyorduk.. Bayagi macerali oldu yani bu otobus yolculugu.. Sabah yedide oslodaydik.. Saat bes gibi ucagimiz oldugu icin merkez istasyonda bir fincan kahve esliginde hizli bir kahvalti ile gune basladik. Havanin guzel ve yagissiz olmasi bizi ock mutlu etti. Zira son gunde olsa islanmayacaktik. Oslo’nun en meshur turistik etkinliklerinden biri olan Vigeland Park’a dogru yola koyulduk. Burasi Gustav Vigeland adli heykeltrasin omrunun 40 yilini harcadigi, tum detaylari ile kendisinin ilgilendigi heykel parki.. Vigeland’in neredeyse tum eserleri de parkin cesitli yerlerinde gorebiliyorsunuz. Toplam 212 tane heykel var parkta. Butun insani duygulari heykellerinde gormek mumkun. Her ne kadar bazi heykellerde “nefret mi yoksa ask mi?” diye kendinize sorsaniz da bence duygusal acidan oldukca yuklu heykellerdi. Hepsini tek tek incelemek, hepsiyle teker teker ilgilenmek istiyorsunuz..

Asagidaki Vigeland parki fotograflari flickr.com'dan..

Buradan sonra da kendimizi gene Bygdy yarimadasina attik. Bu sefer hedefimiz Norvec’in halk muzesi idi. Burasi 1894 yilinda Norvec’in cesitli yerlerinden getirilmis 155 ev ve bina ile kurulmus bir acik hava muzesi. Daha once bahsetmistim Belcika’da da boyle bir yer oldugundan.. Ona cok benziyor.. Muzenin en onemli ozelligi ise ilk acik hava muzesi olmasi..

Boylece Norvec gezimizin sonuna gelmis oluyorum.. Epey uzun postlarda anlattim, ama hepsini paylasmak hepsini size aktarmak istedim.. Umarim sizin icin de eglenceli yazilar olmuslardir..

Etiketler: , , ,

Çarşamba, Ağustos 22, 2007

Fiyortlarda bir gun..

NORVEC 3. GUN: FLAM – GUDVANGEN

Sabah kalkip "gene" yagmurun altinda yanimizda tasidiklarimizla guzel bir kahvalti yaptik. Suyumuzu kaynattik, termoslarimizi doldurduk. Bugun botla Norvec’in en guzel fiyortlarindan biri olan Sogne fiyordunun iki kolu olan Aurlandfjord ve Naeroyfjord'dan gecip Gudvangen’e gidecegimiz gundu. Ayrica UNESCO tarafindan dunya mirasi kabul edilen yerlerden birisiymis bu fiyort. Botta sicak birseyler icmek guzel olur diye dusunduk. Limana geldigimizde firtina basladi. Acayip ruzgar, acayip soguk, acayip yagmur.. Once turist kaynayan turist danismadan bot biletlerimizi alip acele ile teknemize yetistik. Bizim deniz otobuslerinin biraz daha kucugu idi bindigimiz. Ama guzel olan tarafi disari cikabiliyorsunuz.. Elimize termos bardaklarimizda kahvelerimizi alip, sikica giyinip biz de guverteye ciktik, bu bulunmaz dogal guzellikleri izledik. Yaklasik 1 saat 40 dakika suren yolculuktan sonra Gudvangen’a geldik. Bu yol boyunca birbirine uzak konumlanmis yerleskeler de gorduk. Tek ulasimin denizden yapildigi bu yerlerden yola cikan Vikinglerin neden o kadar uzun yol katettiklerini anlamamak mumkun degil. Her yer cok sarp, ekilecek dikilecek alan yok. Hatta okudugum turist rehberlerinden birine gore, bu bolgede yer alan iki evlik bir bolge varmis. Adi Steigen.. Yani norvecce merdivenler demek. Bu iki eve 300 m yukseklikte insa edilmis. Yani deniz seviyesinden oldukca yuksek.. Vergi memurlarinin geldigini goren ev sahipleri kiyiya uzattiklari merdivenleri hemen evden cekerlermis. Cok sarp oldugu icin de eve giden kayaliklar, memurler evlere cikamazmis. Onlar da vergi vermezlermis.. O yuzden de yorenin adi Steigen kalmis.. Daha oncesinde bu cevredeki yerlesim birimlerine yol falan gelmezken, herkes botuyla sandaliyla istedigi yere gidermis. Tabi en buyuk sorunlardan biri de cocuklarin okula gitmesiymis. Simdi bu cevredeki minik yerlesim yerlerinde yil boyunca yasayan birilerini bulmak oldukca zor. Sadece yol gelen, okulu, kilisesi olan yerlerde surekli yerlesim mevcut.. Bu arada soylemeyi unutmadan hemen belirteyim. Flam ile Gudvangen arasinda iki fjord mevcut, bunlardan ilki Aurlandfjord.. Digeri de telaffuzu zor olan Naeroyfjord.. Avrupadaki en dar fiyort da bu ikincisi.. O yuzden tekneler burada ilerlerken hizlari oldukca dusuk oluyor.. Aslinda hava guzel olsa yapilabilecek guzel seylerden biri de bu fiyortta kanoya binmek. Cunku buranin ev sahipligi yaptigi foklari ve liman yunuslarini gormenin en guzel yolu bence bu..
Gudvangen’a vardigimizda hemen sirtimizdaki esyalardan kurtulup minicik kasabaya sonra gelmeye karar verdik. Bir onceki gun cok yoruldugumuz icin bugunun temasi tamamen dinlenme ve eglenmeye yonelikti. Yola cikmadan once bugun icin de yuruyus planlamistik ama bu yorgunlugun ustune daha fazla eklemeyelim diye vazgectik. En yakindaki kamp yerine yuruduk. Vardigimizda hala deli gibi yagmur yagdigi icin yerler cok islakti. Kamp yeri (Gudvangen camping) cok guzeldi ama.. Karsisindaki daglardan en az 10 yerden selaleler kampin yanindaki nehirle birlesiyordu.. Etkileyici.. Neyse kisa bir arayistan sonra bu aksam cadir kurmamaya karar verdik. Yerler islak, yagmur yagiyor.. Ayni kamp yerindeki norveclilerin tatillerinde oldukca sik tercih ettigi konaklama bicimi olan “kabin” adi verilen kucucuk icinde tuvalet ve mutfagi olmayan konaklama odalarindan birini tercih ettik. Dort

kisinin ranzalarda kalabilecegi hos sirin bir yerdi. Icinde elektirikli ocak, kalorifer, gerekli mutfak ekipmani, dort kisilik masa, bir tane sofa ve 4 tane rahat sandalyesi vardi.. Tabi iki gece zor sartlarda cadirda kalmis bizler icin bu ufak bir saraydan farksizdi.. Sicak ve kapali olmasi yeterliydi zaten bizim icin. Esyalarimi yerlestirdik. Bir seyler atistirdik, sicak cay ictik.. Isindik, sohbet ettik.. ve limana geri donduk.

(araba da yoldan gecerken tesadufen fotografa girmis, daglarin ne buyuk oldugu ondan dolayi anlasiliyor sanirim)

(gudvangen'da kaldigimiz kabinler)

Once cevrede gezinip, deniz kenarinda zaman gecirdik. Bu arada kucuk bir fok bizimle tanismak istedi. Bizim bulundugumuz yerin yakinlarinda gezinip arada kafasini bize gosterdi. Fotograflamaya calistik ama pek sevecen cikmadi poz verme konusunda J Bu arada hemen limanin 10 m gerisinde yer alan Fjortell otel de dikkatimizi cekti. Yesil cati olan bu otel minicik bir bina zaten. Her odanin gokyuzune acilan bir penceresi var. Icerisi ise Viking tarzi mobilya ile dosenmis. Oldukca orjinal ve ilgincti..

Limandaki benzinligin icinde yer alan markete ugrayip gerekli eksiklerimizi tamamladik. Ayrica bir de Norvec’in cilek, bogurtlen, yaban mersini, frenk uzumu gibi “berry” leri unlu oldugu icin yaban mersini receli aldik. Gercekten cok guzel. Aslinda cam kavanozu tasiyalim mi almasak mi diye dusunduk ama bence almakla cok iyi bir karar vermisiz. Hatta gelirken yanimiza bir de ahududu receli aldik ama onu henuz denemedim. Zaten gezdigimiz yerlerde de hemen yol kenarlarinda cesitli meyvelere raslamak mumkundu. Dalindan koparip cilek, yaban mersini ve ahududu yedim. Norvec’in bu konuda unlu olmasinin sebesi ise Norvecin bati kiyilarindan gecen Gulf Stream sicak su akintisi.. Bir de yaz gecelerinin oldukca kisa olmasi.. Boylece uzun sure gun isigindan yararlanan meyveler daha tatlimsi ve daha buyuk oluyorlar. Zaten Bergen sehrinde balik marketinden aldigimiz ahududularin buyuklugu beni oldukca sasirtti. Marketten recelin yanisira denemek icin bir de gene buraya ozgu keci sutunden yapilmis kahverengi peynirinden ve baliktan yapilmis “balik kek” lerinden aldik. Keci sutunden yapilan karamelize peynirin bir de inek sutunden yapilmis olan cesidi de var. Biz ikisini de denedik, ikisini de sevdik. Tam peynir gibi degil aslinda, tatlimsi karamelize bir tadi var. Zaten adini da bilmedigimiz icin aramizda cikolatali peynir deyip durduk kendisine. Simdi ogrendigime gore adi “brunost” diye geciyor, kahverengi peynir demek.. Iki cesidi var; birincisi Gudbrandsdal.. bu inek sutunden yapilani..Digeri de geitost; bu da keci sutunden.. Zaten bu yore cok daglik oldugu icin, kecisi ve keci sutu ve peyniri ile meshur.. Laktoz ve mineral acisindan zengin olan kesilmis sutun suyu, sut ve kremanin beraber cok uzun sure pisirilmesi ile birlikte bu ozel peynir icindeki sut sekerinin karamelize olmasi ile tatlimsi tada kavusuyor.


“Balik kek”(fiskekaker) inin tadini sevmekle beraber biraz agir buldum tek basina yenildigi zaman. Kek deyince tatli birsey sanmayin. Tuzlu, baliktan yapilmis balik koftesi gibi birsey.. Ama disi da ici gibi yumusak. Kizartilmis, paketlenmis buzdolaplarinda satiliyor. Aliyorsunuz ve isitip yiyorsunuz.. Ama dedigim gibi belki kup kup dograyip salata icinde daha lezzetli olabilir.

Aksam eve donup yemegimizi yedikten sonra saat sanirim 10 gibi yorgunluga teslim olup uyku tulumlarimizin icine girip yumusak yataklarimizda ranzada uyuduk. Ama bu dinlenme cok iyi geldi.. En azindan kuruduk yeterince.

Etiketler: , , ,

Salı, Ağustos 21, 2007

Doganin icine yolculuk..

NORVEC 2.GUN: OSLO-MYRDAL-FLAM

Gunesli bir havada yapacagimiz kahvalti hayallerim daha cadirdan cikmadan akan suyla beraber yokoldu gitti.. Disaridan gelen ruzgar ve yagmurun sesi bugune de sulak bir sekilde baslamamiza sebep oldu ne yazik ki..

Oslo’da, sabah kampta kahvalti yaptiktan sonra once esyalarimizi hazirladik, cadiri kaldirdik. Cadirin dis tentesini kaldirdigimizda bir de ne gorelim, parmagimin yarisi kadar kulak icine giren bir tur bocek sarmis cadirin ic tentesinin disini. Neyse ki iceri giremiyorlar ama cok korktum.. Hem kocaman hem cok igrenclerdi.. Beraber gittigimiz arkadaslarimizdan biri biyolog oldugu icin boyle konularda hemen detayli bilgi veriyor bize saolsun..

Neyse, sonrasinda 6 saat suren tren yolculugumuza basladik. Oldukca konforlu guzel bir yolculuktu. Ozellikle gunduz gitmeyi tercih ettik, etrafimiz da gorelim istedik. Gercekten dogasina hayran kaldik Norvec’in.. Fotograflar da bu gezi esnasinda cekildiler.. Bu yolculuk esnasinda havanin guzel ve gunesli olmasi da bizim sansimiza idi. En cok dikkatimi ceken seylerden biri “yesil cati” diye tabir edilen cati yapisindan oldukca sik kullanilmasiydi. Ozellikle irtifasi yuksek olan yerlerde cok sikca gorduk. Su gecirmeyen bir tabaka uzerine, once toprak ustune de buyuyen yesillikler ekiliyor. Bunun sagladigi en onemli avantaj sanirim Norvec icin isi yalitimi.

Yolculuk esnasinda tren bircok durakta durup yolcu alip indirdi. Ozellikle Norvec demiryollari icindeki en yuksek nokta olan Finse duraginda (1200 m civari idi) trenden inip, biraz hava aldik. Gunesli olmasina ragmen hava oldukca soguk ve ruzgarliydi.

Trenden indikten sonra 3-4 saat yurumeyi planladigimiz ve yolculuk esnasinda surekli gunesli oldugu icin inene kadar havanin guzel olmasi icin dua ettik. Bizim inecegimiz duraga gelmeden once girdigimiz tunel oncesi hava cok guzel olmasina ragmen, tunelden hemen sonra gene gri gokyuzu ve atistiran yagmurla basbasa kaldik. Indigimiz durak olan Myrdal, dagin basinda (800 m yaklasik) toplamda 4-5 evin bulundugu, soguk ve daglarla cevrili bir yerdi.. Orada cok oyalanmadan, sirt cantalarimizi yeniden sirtlanip, kaplumbaga misali yurumeye basladik.

Aslinda bu duraktan sonra gitmeyi planladigimiz 20 km uzakliktaki Flam kasabasina turistik bir tren de bulunmakta. Eger yurumek yerine sicacik koltuklarda bu dogaya sahit olmak isterseniz bu da bir alternatif. Biraz pahali yolculuk (tek yon 200 NOK) ama yol da yurumek icin epey uzun.. Turistik bir tren oldugu icin gorulesi yerlerde durup fotograf molalari da veriyor. Ayrica bir muhendislik harikasi. Dunyada sanirim en dik olan tren hatti. Biz de bu trenin durdugu yerleri daha onceden bildigimiz icin onun ugradigi ve yorenin de en buyuk selalarinden biri olan Knossen selalesine gitmek istedik. Bizim elimizde olan haritaya bakarak yaptigimiz ilk hesaplamalara gore 1 saat sonra basladigimiz noktaya gelmemiz gerekiyordu (cember cizerek). Neyse, yagistan dolayi islanan yerler resmen camur icinde oldugu ve arazi de gol kenarinda bulundugu icin, toprak epey yumusakti. Bata cika selaleyi ve onu besleyen golu bulduk. Hatta selalenin merkezine ciktik. Oldukca buyuk, cok gurultulu ve etkileyici bir selaleydi.. Bu arada alttaki ucuncu fotografa dikkat ederseniz eger suyun renginin mavi oldugunu goreceksiniz, bunun nedeni de bu sularin daglarin tepesinde eriyen kar suyu olmasiymis. Acayip soguktu sular zaten, elinizi bile cok uzun tutamiyorsunuz.


Selalnin yaninda amacimiz kisa bir aksam yemegi molasi verip, sonra yurumeye devam etmekti ama kuru ve duzluk bir yer bulamadigimiz icin biraz daha devam edip sonra mola vermeye karar verdik. Veeee farkettik ki haritamizda yol gozuken yerde yol yok! Yani basladigimiz noktaya donmek icin ring yapmak yerine geri donup ayni yolu yurumek zorundayiz. 1 saat diye planladigimiz sey bize 3 saat yurumeye malolmustu; tabi hepimiz basladigimiz noktaya geldigimizde bitmistik. Sirtta 20 kg canta tasimak soylendigi kadar kolay degilmis arkadaslar. Benim cantam 18 falandi ama esiminki heralde 22 falan vardi, bir de ekstra cantamiz vardi fotograf makinesi, icmek icin su, ekmek, kuru kayisi, ivir zivir icin.. Onlari da esim tasiyordu. Bir ara arkada canta, onde ikinci canta, bir elde fotograf makinesi cantasi, diger elde de yurumeyi kolaylastirmak icin arada benim kullandigim polleri tasirken gordum onu. Benim durumum kat kat daha iyiydi ama ona ragmen yorulduk.

Sonra az evvel bahsettigim tren duraklarindan birine girdik, hem kapali hem sicakti neyse ki. Bir ara verip yiyeceklerimizi yedik. Sonra yola devam.. Yol ustunde tul gibi akan ya da cosarak kayalara carpan selaler gorduk. Butun bu selalerin birlestigi nehrin kenarindan gidiyor zaten yol. Ayrica Kardal denilen mevkide de uzun yillardir orada olan bir keci ciftligi gorduk. Ciftligin az ilerisinde de daglarin dik yamaclarinda gezinin kecileri.. Koprulerden gectik, az gittik uz gittik... Toplam 5 saat yurumustuk ki, 20 km’lik yolun sadece 6.5 km'sini yurudugumuzu farkettik. Saat de aksam 9 olmustu yani 1 saat sonra hava kararacakti. Zaten oncesinde de bir 10 km yuruyup geceyi nerey geldiysek orada gecirip sabah yurumeye karar vermistik. Ama onu dahi yapamadik. Ertesi gun de sabah feribot ile Gudvangen kasabasina gececegimiz icin aslinda plana sadik kalip sabah Flam da olmaliydik en gec. Artik biz Ozlem ile her 10 dakikada bir durup, omuzlarimizi dinlendirdigimiz donemde orta yasli olan bir Alman cifte (Almanlari cok seviyorum!) rasladik. Onlar da fiyortlarda ev kiralayip yazin kalmaya geliyorlarmis. Zaten Norvec’e gelen turistlerin %23'u de almanmis, sonradan istatistiklerden ogrendigime gore. Neyse, onlar araba ile gezintiye cikmislardi. Durup konustuk biraz, ben zaten her durdugumuzda yaptigim gibi egilip omuzlarimi dinlendiriyordum. Sanirim halimize acidi, isterseniz ikinizi asagiya kadar birakayim dedim. Bir de bundan bir 3-4 dakika once Tolga ile konusuyorduk, benim cok yoruldugumu anladigi icin, “keske elimden birsey gelse de seni bir an once goturebilsem varacagimiz yere, cok yoruldun sen, uzuluyorum” diyordu :) Ciftin teklifini cok dusunmeden kabul ettik haliyle.. Ozlem'le birlikte Joris’in sirt cantasini, Tolga’nin elindeki cantalari da alarak bindik arabaya. 12-13 km'lik yol olmasina ragmen biz bile 20 dakikada asagiya vardik. Yol dar, tek serit zaten, bazi yerlerde asfalt da yok. Biz Flam kasabasina vardigimizda saat 9.20 falandi. Henuz hava aydinlikti, asagidaki fotografta goruldugu uzere.. Gittik limanda bir bankin ustunde beklemeye basladik.

Tabi hava soguk, kat kat giyindik lahana gibi.. Ama zaman gecmiyor.. Insan merak da ediyor. Doganin ortasinda biraktik geldik bizimkileri :) Bir yandan bekledik, bir yandan usuduk.. Allahtan yanimizda termosta kalan sicak sular vardi. Hemen birer cay yaptik. Uyku tulumlarindan birini cikarip altina girdik.. Sehir cok sakin ve guvenli oldugu icin bir sorun yoktu bizim acimizdan ama Tolga ve Joris icin epey endiselendim ben. Ozlem saolsun surekli telkinde bulundu. Bu tam onlarin istedigi gibi bir yuruyus olacak, cok sevincli gelecekler sen merak etme diye. Allahtan yanlarinda kafa lambasi, yiyecek birseyler falan vardi. Hava 10.30 gibi tamamen karardi. Bir de burada ormanlarda hayvanlar yasadigi icin gece olunca yol olsa dahi isiklandirmiyorlar. Uzun bir bekleyisten sonra (acikcasi vicdan azabi da duydum birakip rahat rahat geldigim icin) saat 11de geldiler.. Karanlik cokmeden once karanlikta cok yol gitmemek icin kosmuslar falan.. Epey macerali bir yuruyus olmus. Cok da yorulmuslardi.. Biz 5 saatte 11 km falan yurumustuk, onlar 2 saatte 13.5 km yol geldiler.. Bir de o kadar yuruyusun ustune.. Epey zor olduguna eminim. Sonra hemen yakindaki cadir alanina (Flam camping) gidip cadirlarimizi kurup cok guzel bir uyku uyuduk.

Bu kamp alani benim bugune kadar en guzel kamp alaniydi. Hem butun servisleri cok temiz, hem o kadar kalabalik olmasina ragmen sikis tikis degildi. Meyve agaclari icine kurulmustu kamp alani. Her yerde elma agaclari vardi.. Ustleri de tabi elma doluydu.. Cevredeki manzara da cok cok guzeldi zaten. Oyle sulak bir ulke ki bu norvec, her dagindan birkac tane selale akiyor..

Fotografta gordugunuz kampin icinden.. Arkada elma agaclari.. Onde bizim cadir ve botlarinin bagciklarini baglayan kirmizi montlu ben.. Sabah uyandiginizda temiz hava ile kendimize gelmek cadir hayatinin en guzel yanlarindan biri heralde..

(devami yarin..)

Etiketler: , , ,

Gunesin unuttugu topraklar..


Oyle guzel yerler gordum, oyle seyler ki yasadim ki.. Anlatmak cok zor..

Hayatimda ilk kez, sinirli bir alana tikilmadan serbestce ozgur sularda yuzen bir fok gordum.. Nefes almak icin kafasini sudan cikarip neseyle yuzerken gordum onu.. Arkadaslari ile birlikte soguk sularda gemilerle yarisan liman yunuslari gordum..

Vikinglerin ulkesinin ne denli soguk, ne denli yesil ne denli sulak oldugunu gordum..

Agustos ayinda bes kat giysiyle (yun fanila, termal iclik, t-shirt, yun kazak, su ve ruzgar gecirmeyen mont, su gecirmeyen ikinci kat mont) de titrenebilecegini, daglarin tepesinde erimemis karlarin gokyuzunun mavisine, daglardaki yesile ne cok yakistigini gordum..

Dunyanin soguk kuzeyinde bu topraklarda her gununu yasayan kuzey insanlarinin neden gunese bu kadar hasret olduklarini, neden gunesi gordukleri an kendilerini parklara, acik havaya attiklarini anladim..

Yagmurun altinda sirtinda 20 kg cantayla dolasirken bile doganin insana nasil bir huzur verebilecegini ogrendim.. Daglardan suzulen selalalerin gurleyen sesinin uyurken duydugumuz tek ses oldugunda insanin nasil dinc ve mutlu uyandigini ogrendim.. Uyanip cadirdan ciktiginizda yuzunuze vuran serin ve temiz havanin ne buyuk nimet oldugunu farkettim..

Gercekten herkesin hayatinda bir kez olsun yasamasi gereken cok guzel bir deneyimdi. Bugune kadar yasadigim en konforlu, en rahat tatil degildi belki ama en farkli en guzel olaniydi kesinlikle..

Birinci gunden baslayayim ben yazmaya..

NORVEC 1. GUN: OSLO SEHIR GEZISI

Sabahin besinde basladik gunumuze, kahvaltimizi yaptik hemen havaalanina dogru yola koyulduk. Geziye birlikte gittimiz arkadaslarimizla bulustuk ve kendimizi ucakta bulduk.. Oslo’ya kadar merakla heyecanla gokyuzunden Hollanda’yi ve Danimarka’yi izledik… Oslo’ya indigimizde sonraki 6 gunun kaderi olacak yagmurlu hava bizi karsiladi. Gri gokyuzu, soguk hava cok surpriz olmasa da bizi hayal kirikligina ugratti.. Ondan sonraki bizi endiselendiren sey bagaja verdigimiz cantalarimizdan herhangi birinin eksik gelmesiydi. Cunku malum cadir, uyku tulumu, matlar yiyecekler her cantada esit sekilde bolusulmustu. Eger biri yoksa bizim kampcilik hayallerimiz suya dusebilirdi. Neyse ki korktugumuz olmadi, eksiksiz bir sekilde bagajlarimiz bize ulasti. Havaalanindan sehre gitmek icin binmemiz gereken treni anlamamiz biraz zaman aldi. Neyse ki karsilastigimiz herkes cok guzel Ingilizce konusuyordu. Ozellikle genc olanlarda hemen hemen aksansiz cok duzgun ingilizce bilgisi hemen goze carpiyor. Bir de bizi sasirtan baska birsey de Norvecce’nin bu kadar Hollandaca’ya benziyor olmasiydi.. Havaalanindan sehre gitmek icin iki tren hatti mevcut, biri oldukca hizli ve direk hat.. Digeri banliyo trenlerinden ve daha nadir saatlerde var. Hizli olan tren tek yon tek kisi 200 NOK (25 euro) oldugu icin biz once digerine yoneldik ama ogrenci kartlarimizin trenelerde geciyor olmasindan yararlanarak 200 NOK (norvec kronu) yerine 80 NOK vererek hizli trenle 25 dakikada sehire vardik. Sehre vardigimizda yaklasik 10 derecelik hava sicakligi ve deli gibi yagan bir yagmur vardi. Hemen turist danismaya giderek sehir haritamizi ve sehirdeki tum ulasim araclari (tramvay, metro, otobus, tekne) icin gecerli olan 60 NOK (8 NOK = 1 euro)luk bir gun gecerli olan kartlarimizi alip kalacagimiz kamp alanina gitmek icin otobuse bindik. Ekeberg tepesinde olan kamp alani fena degildi, oldukca kalabalikti. Bircok karavan ve cadir vardi vardigimizda. Hemen yagmurun altinda cabucak cadirlarimizi kurduk, esyalarimizi birakip, yeniden sehre donduk gezmek icin.. Sehir zaten aman aman cok buyuk degil. Hatta bence cok guzel de degil. Sehrin merkezinden ana caddesinden kathedralin onunden gecip yurumeye basladik. Eskiden Danimarka kralinin yazlik saray olarak kullandigi simdiki Norvec krali V. Harald’in sarayina karsidan bir bakis atip, belediye binasini gormeye limana gittik.

Norvecin kendine has kahverengi bir peyniri var ve belediye binasinin ozelligi de sanki bu peynirden iki dilim kesilip yanyana koyulmus gibi gozukuyor olmasiymis. Gerci biz pek benzetemedik.

Sonrasinda limandan kalkip Bygdy yarimadasina giden teknelere bindik.

Tekneden indigimizde yagan yagmur, gidecegimiz Viking gemilerinin sergilendigi muzeye kadar bizi sirilsiklam etti. Uzerimde iki kat su gecirmeyen (ki bugune kadar hic gecirmediler) cekete ragmen, icimdeki t-shirt bile islanmisti. Muze de oldukca kucuk, icinde 3 adet gercek Viking gemisi ile vikinglerden gunumuze ulasan gunluk esyalar sergileniyor.

Viking gemileri tam anlamiyla kocaman sandallara benziyorlar. Bu sandallarla taaaa Bagdat’a kadar vardiklarini hesaba katarsak, epey dayanikli epey guclu insanlarmis bu Vikingler.. zaten tarihteki bazi belgelerde oldukca uzun ve yapili olduklari da yaziyor. Zaten gunumuz norveclileri de dunya siralamasinda ust siralarda bildigim kadari ile uzun boyda.. Vikingler Rusya uzerinden nehirlerde ilerleyerek Istanbul’u bile kusatmislar ama alamamislar.. Bu vikinglerin baska bir adlari da “Northman” yani kuzey adami.. Gronland’i fethedenler de Vikingler.. Hatta Amerika’nin da Columbus’dan 500 yil once Vikingler tarafindan fethedildigi dusunuluyor. Simdi Kanada’ya bagli New Foundland adasinda da kisa sureli bir yerleskeye sahip olmuslar.. Aslinda bu dayaniksiz gozuken sandallarla bu kadar uzun kesiflere girismis olmalari, hatta bunlari basarmis olmalari gercekten buyuk basari. Hristiyanligin ulkelerine girmelerinden once bir tur Germanic pagan olan Vikingler, hristiyanligin etkisi ile denizdeki guclerini kaybetmisler.. Protestan kilisesinin Lutheran bolumune bagli olan norveclilerin kendilerine ait bir Norvec kiliselerin de bulunmakta. Ama yapilan bir arastirmaya gore diger batili Avrupa ulkelerine gore en az dindar olan ulke norvec.. Nufusun %9’u ateist, %36’si dindar ve %46’si kendilerini iki gruba da dahil etmediklerini soylemis yapilan ankette.. Zaten Bati Avrupa (Almanya, Fransa, Belcika gibi) ulkelerinde oldugu gibi dinin etkisini gunluk hayatta gormek oldukca guc Norvec sehirlerinde..

Viking gemi muzesini gezdip ciktigimizda gunes bize yuzunu bir yarim saat kadar gosterdi neyse ki.. Kurudugumuz icin mutlu bir sekilde bir market arayip bulduk aksam yemegimiz icin ekmek ve oraya has peynirlerden aldik biraz. Sonrasinda da kampimizin yolunu tuttuk, aksam yemeklerimizi yedik. Soguk havada usumemek icin uyku tulumlarimiza girip uyumaya calistik. Calistik diyorum cunku ben uyuyamadim. Genelde cadirdaki ilk gecede bana oluyor boyle.. Disardan gelen sesleri, yagmurun surekli “tip, tip” diye cadira vuran damlaciklarini dinledim.. Neyse ki 3’ten sonra tuvalete giderken gordugum bulutsuz ve yildizli gokyuzunu gordukten sonra gunesli bir sabaha uyanma hayali ile uyumusum..


devami gelecek..

Etiketler: , ,

Salı, Ağustos 14, 2007

Donmezsem merak etmeyin!


Bu guzellikleri kisa sureligine de olsa yasamak uzere, sirtimizde cantalarimiz, cadirimiz kaplumbaga misali yollara dusuyoruz efendim.. Sanki teknolojinin olmadigi zamanlara yolculuk gibi bir sey.. Sirt cantamda biriktirdigim heyecanlari, hikayaleri donuste paylasmak uzere..

Cok heyecanliyim!

Etiketler: ,

Pazartesi, Ağustos 13, 2007

Antwerp'de bir konser

Cuma aksami Antwerp'de arkadaslarimiz tarafindan davet edildigimiz bir konsere gittik ve Turkce olmayan muzigi dinlemeyi bile sevmeyen benim icin bile gittigim en guzel konserlerden biriydi, yerimizde duramadik.

Konser Antwerpen Gipsy Ska Orkestra tarafindan ucretsiz olarak verilen bir konserdi.. Sahne superdi. Acik hava tiyatrosunu dusunun, sahne asagida, oturmak icin ayrilan yerler yarim daire seklinde yukseliyor.. Sahne ile oturma platformlari arasinda minik bir havuz var, fiskiyelerle sular fiskirtiliyor. Gercekten cok hostu..


Mekanin guzelliginin yaninda calan grup da cok hostu. Ska ve cingene muziklerini karistirmislar, bazi sarkilari yeniden yorumluyorlar. Bunlar arasinda Turkce soyledikleri "Artik Sevmeyecegim" de vardi.. Hatta Leylim Ley in muzigini bile kullanmislardi.. Kill Bill'de benim cok cok sevdigim "My baby shot me down - Bang Bang" isimli sarkiyi da yeniden yorumladilar.. Danslari da superdi.. Gercekten inanilmaz bir aksam oldu.. Belcika'daki arkadaslar icin yazmak istedim, denk gelirseniz kacirmayin..


Fotograflar flickr.com'dan..

Etiketler: ,

Pazar, Ağustos 12, 2007

Mantarli Et Yemegi

Ne zaman benim blogdan soz etsek, ablamin esi Ozgur abim hic yemek tarifi yayinlamadigimdan sikayet eder. Ben de onun icin hemen bir yemek tarifi veriyorum sizlere...

Oldukca lezzetli ve kolay bir yemek.. 3 kisilik bir yemek oluyor, haberiniz olsun..


Malzemeler
250 gr kusbasi
2 adet orta boy patates
1 adet sogan
200 gr mantar
2 yemek kasigi konserve bezelye
2 yemek kasigi zeytinyagi
2 domates rendelenmis
1 yemek kasigi biber salcasi
1 cay kasigi tuz
1 cay kasigi pul biber
Yarim cay kasigi karabiber

Yapilisi
1) Soganlar yemeklik dogranir, zeytinyaginda kavrulur. Hafif pembelesince minik minik dogranmis kusbasi et eklenir sote edilir.

2) Salca eklenir, iyice kavrulduktan sonra rendelenmis domatesler eklenerek diger malzemelerle ayni isiya geldigi zaman diger malzemeler gecilir.

3) Yikanmis dogranmis mantarlar ve kup kup dogranmis patatesler eklenir. Baharat ilavesinden sonra yarim cay bardagi sicak su eklenir. Su cok az kalana kadar dusuk isida pisirilir.

4) Pismesine yakin bezelyeler eklenir.

5) Bulgur pilavi ile servis edebilirsiniz.

Etiketler: ,

Salı, Ağustos 07, 2007

Gavurdag Salatasi

Aslinda Pazar gunu gelen misafirlerim icin yeni birkac sey denemistim ve buraya yazip sizlerle paylasmak istiyordum (hamursuz patates boregi, ispanak rulo, vs.). Ama o kadar kalabaliktik ki evde kosusturmaca icinde firsat bulup fotografini cekemedigim icin tariflerini de vermek istemiyorum ne yazik ki. Umuyorum yakin zamanda bir daha yapip sizlerle paylasma imkanim olur.

Onun disinda benim severek yaptigim ve yedigim, yemeklerin yanina cok yakisan baska bir salata tarifini vereyim bugun. Bunu ilk kez Levent'teki NAMLI'da yemistim ve cok hosuma gitmisti. Cok sonralari ogrendim lezzetinin sirrinin taze nane ve nar eksisi oldugunu.. Umarim siz de dener ve severek tuketirsiniz..


Malzemeler
2 adet domates
2 adet salatalik
1 adet sogan
2 adet biber
1 turk kahvesi fincani ceviz ici (ben koymadim)
8-10 adet taze nane yapragi
Yarim demet maydanoz
Yesillik (marul)

Sosu icin
3-4 yemek kasigi zeytinyagi
2-3 yemek kasigi nar eksisi
Yarim limonun suyu
Tuz

Yapilisi
Domates, biber, salataligi ufak ufak kup kup dograyalim. Sogani da ayni sekilde dograyalim ve tuz dokup elimizle ovalim. Aci suyunu cikarmis oluyoruz boylece. Sonra da suzgecte yikayip iyice suzulmesini bekleyelim. Nane ve maydanoz yapraklarini da yikadiktan sonra minik minik kiyalim. Ince dovulmus ceviz icini, nane, maydanoz, biber, domates, salatalik, sogan kuplerimizi birlestirelim. Tabagimizin etrafini kalan yesilliklerle susleyip ortaya salatamizi alalim. Sos icin gerekli herseyi birlestirip, salatanin ustune gezdirelim.

Afiyet olsun.

Etiketler:

Pazartesi, Ağustos 06, 2007

Kano maceramiz


Haftasonu nihayet yaz buraya da geldi. 32-33 dereceleri gorduk. Gunesli guzel havalari degerlendirelim diye Cuma gunu hemen plan yapip, guney Belcika'ya kano yapmaya gittik cumartesi gunu..

Walon bolgesinde Dinant yakinlarinda (sadece 2-3 km uzakliktaydi) La Lesse nehrini sectik mekan olarak da.. 8 kisiydik toplamda.. Daha once hic kano yapmadigim icin heyecanliydim; acaba suya duser miyiz, acaba kano devrilir mi, kurek cekmek cok mu zor seklinde sorular vardi kafamda.. Ama kanoya binip suya girdigimiz anda hepsinin bos oldugunu farkettim. Oyle guzeldi ki.. Yesile doydum, ruhum dinlendi. Iki tarafi agaclarla kapli nehrin icinde salina salina akinti yonunde toplam 4 saatlik bir yolculuk oldu. Acayip de kalabalikti nehrin icinde surekli rengarenk kanolarla birlikte suyun icinde akarak ulastik son noktaya. Genelde gelenler de Flaman bolgesindendi.. Kalabalik gitmek iyi bir secimmis, birbirimizle sohbet ede ede ilerledik nehirde.. Musait bir yerde durup sucuk ekmek bile yaptik yedik. Nehre neredeyse sifir insa edilmis sato da oldukca etkileyici idi. Bazi yerlerinde nehrin kamp yerleri de gorduk. Belki ileride bir haftasonu cadirla gidip hem bisiklet turu hem kano gezisi yapilabilir. Gunes de oyle yakmis ki eve gidince farkettim. Ayaklarimda sandaletin izleri, kollarimda amele yaniklar.. Ama oldukce guzel bir gun oldu benim icin..

Firsati olanlar mutlaka denesin..


Etiketler: ,

Çarşamba, Ağustos 01, 2007

Seftalili Turta

Heralde Turkiye'de olsam her ay hem Sofra hem Lezzet dergilerini alirdim.. saatlerce tariflere bakip, yeni lezzetler icin ilham alabilirdim. Bu tart da o sekilde olustu. Umarim begenirsiniz.

Malzemeler
Tart hamuru icin
2 su bardagi un
1 su bardagi pudra sekeri
1 yumurtanin sarisi
150 gr tereyagi

Dolgu malzemesi icin
2 seftali
3 yumurta
2 yemek kasigi iri cekilmis badem
4 yemek kasigi iri cekilmis antepfistigi
1 su bardagi cekilmis ceviz
2 corba kasigi seker
2 yemek kasigi tereyagi
2-3 yemek kasigi sut kremasi
Tarcin
Yarim limon suyu

Tart jolesi
1-2 damla sari gida boyasi

Yapilisi
Tereyagini pudra sekeri, yumurtanin sarisi ve unla bir kaba koyup puruzsuz bir hamur elde edene kadar yogurun. Un miktari az gelirse ele yapismayan bir hamur elde edene kadar belki 1-2 kasik daha ekleyebilirsiniz. Strec folyoya sarip buzdolabinda bekletin.

3 yumurta, kuru yemisler, tereyagi ve tozsekeri krema ile birlikte robota alip pure haline gelene kadar cekin. Seftalileri ince ince dilimleyip, tarcin ve limon suyunu karistirip dilimlerin ustune gezdirin.

Hamuru merdane ile acip 26 cm'lik kalibi yagladiktan sonra kenarlarindan yukselterek yerlestirin. Dolgu malzemesini hamurun icine yayin. 180 dereceye isitilmis firinda 15 dakika pisirin. Firindan cikarip seftali dilimlerini ustune dizin ve 15 dakika daha pisirin.

Tart jolesini tarife gore pisirip gida boyasini ekledikten sonra, ilinan seftalilerin ustune her yerini kaplayacak sekilde yayin. Buzdolabinda bir gece bekletip servis yapin.

Afiyet olsun.

Etiketler: ,

Pirincli Yesil Mercimek Salatasi ve Tatil Hayalleri

Yaz aylari icin oldukca saglikli, enerji veren guzel bir salata.. Tarifi Sofra dergisinde gordugumden bu yana 3 kez yaptim. Yemek konusunda oldukca ust duzey bir begeni seviyesine sahip olan esim bile begendi :) Gercekten bazen cok zorlayici olabiliyor boyle bir ese sahip olmak. Baskalarinin severek, bayilarak yedigi seylere "Eh fena degil, daha iyi olabilirdi, yogurdu 2 kasik daha koysan daha iyi olurmus, vb." diyerek bende kucuk elektriklenmelere sebep olabiliyor. Neyse ki birlikte 2 seneyi tamamladik da artik alistik huylarimiza. Heralde her konuda insanoglu boyle.. Iyiyi buldukca daha iyiyi, sonra daha da iyisini arzuluyor..


Bu arada 2 hafta sonra Norvec'e Belcika'da tanistigimiz ve simdilerde birlikte oldukca yogun zaman gecirdigimiz arkadaslarimiz Ozlem ve Joris ile dogal ortamda cadirla kamp yapmaya gidiyoruz. Yabanci sitelerde arattigimda buna "Wild Camping" yani vahsi kamp yapma denildigini ogrendim. Ne de olsa dogayla basbasa kaliyorsunuz gecenin karanliginda.. Ama eminim bu bize iyi gelecek, iyi bir dinlence olacak.. Norvece gitmeyi kafamiza koymadan once bu ulke hakkinda meger ne az sey biliyormusum onu farkettim. Dogasi ile insani kendine asik eden bir ulke.. Buzul asindirmasi ile olusmus karli daglari ve fyortlari ile unluymus efendim.. Umarim dondugumuzde size bol bol bu guzelliklerden bahsedecegim. Yemek postlarinin yanisira gezi yazilari yazmayi da cok seviyorum. Hatta sanirim bir parca daha cok bile seviyorum denebilir. Ama yemek postu yazmak daha kolay cunku evin icinde hemen caniniz istediginizde gerceklestirebileceginiz bir is yemek yapmak.. Gezmek daha plan program gerektiriyor. Malum bir de isin mali yani var :)


Neyse konuyu cok dagitmadan ben gene besleyici salata tarifimize doneyim.

Pirincli Yesil Mercimek Salatasi


Malzemeler
1 turk kahvesi fincani pirinc (ayiklanmis yikanmis)
1 su bardagi yesil mercimek (yikanmis)
2-3 dal yesil sogan 1 adet orta boy kuru sogan (orjinal tarifte yoktu)
1 adet domates

Susleme icin
4-5 tane kivircik ya da marul yapraklari
Kiraz domates ya da 1 adet salatalik

Sosu icin
3-4 yemek kasigi zeytinyagi
1 dis sarimsak (ezilmis)
Yarim limon suyu
1 cay kasigi tepeleme kuru nane


Yapilisi
Yesil mercimek ve pirinc tuzlu suda ayri ayri yumusayana kadar haslanir. Diri kalmalari gerekiyor, cok fazla parcalanmamalari lazim, ozellikle de mercimek icin dikkat edin. O yuzden duduklude haslamak iyi bir secenek degil bana kalirsa. ikisi de haslandiktan sonra sularini suzun. Mercimekle pirinci bir kapta birlestirip sogumasini beklerken diger islemlere gecin.

Yesil soganlari ince ince dograyin. Kuru sogani da once ikiye ayirin, kestiginiz yer tahtaya gelecek sekilde yarim ay seklinde cok ince dograyin. Sonra kuru sogan dilimlerinin ustune tuz dokup, elinizle iyice ovun. Boylece aci suyu cikacaktir. Sonra suzgece koyup yikayin ve iyice suyunun suzulmesini bekleyin. Domatesi kup kup dograyin.

Sosu icin tum gerekli malzemeleri karistirin. Ilinmis olan mercimekli karisima, iki sogani ve domates parcalarini ekleyin, en son uste sosunu gezdirin, 1 cay kasigi silme tuz ile salatamizi lezzetlendirelim ve karistirdiktan sonra buzdolabinda sogumasi icin 1-2 saat servisten oncesine kadar bekletelim.

Servis edeceginiz kaba almadan once kivircik ya da marul yapraklarini incecik dograyin. Ayni sekilde domates ya da salataliklari da incecik dilimleyin. Tabagin kenarlarina once marullari yerlestirin, ortada kalan bosluga sosunun karismasi icin karistirdigimiz salatayi dokun. Ustunu de domates ya da salatalik dilimleri ile susleyin. Ortaya taze nane yapraklari ile ilave yapabilirsiniz.

Afiyet olsun.

Etiketler:

Number of online users in last 3 minutes
Locations of visitors to this page