annemin mutfak kokusu

Salı, Kasım 27, 2007

Surprizli Pasta

Aslinda bu tarifi kaynana catlatan tarifler icin yapmistim ama icimden gelmedi yazmak haftasonu. Bir de zaten benim kayinvalidem boyle tariflere de bayiliyor, ondan cok sey ogreniyorum Turkiye'ye gittigim zamanlarda. O yuzden zaten benim icin kaynana gulduren tariflerden biri bu.. :)

Surprizli Pasta
Malzemeler

Taban icin:
8-10 adet biskuvi (ben hindistancevizli bir tur kullandim)
50 gr bitter cikolata
Yarim su bardagi irice dovulmus ceviz
1 yemek kasigi tereyagi

Cezerye kati icin:
4-5 adet rendelenmis havuc (400 gr kadar)
150 gr seker
1 su bardagi ince dovulmus ceviz
1 cay kasigi tarcin
5-6 adet rondoda cekilmis biskuvi (ben buzluga kaldirdigim artan havuclu keklerimi rondodan gecirip kullandim)

Hindistancevizli kat icin:
200 gr hindistancevizi sutu
200 ml cig sut kremasi
2 yaprak jelatin
50 ml hindistancevizi aromasi
1 yemek kasigi pudra sekeri

Yapilisi
Peykek yapiyormus gibi taban hazirlanir. Elinizde ya da rondoda ufaladiginiz biskuvilerin ustune ceviz parcaciklari ve birlikte eritilmis tereyagi ve cikolata eklenir, 20 cm'lik kalibin altina bastirilarak yerlestirilir. Buzdolabina kaldirilir.

Rendelenmis havuclarin ustune seker eklenip teflon bir tavada havuclar eriyip, macun kivamina gelene kadar pisirilir. Ocaktan almaya yakin tarcin eklenir, karistirilir. En son cevizlerle birlikte biskuviler ya da elinizde varolan kek artiklari eklenir. Sogumasi icin bir muddet beklenir. Kalibin ortasina kenarlarinda 1 cmlik bosluk kalacak sekilde havuclu karisim da kasigin tersi ile bastirilarak yerlestirilir. Buzdolabinda tekrar sogumaya birakilir.

Jelatinler soguk suda 10-15 dakika bekletilir. Hindistancevizi aromasi ve seker kucuk bir tavada kaynatilir. Jelatin yapraklarini elinizle suyunu suzdurup kaynayan aromaya atilir ve erimesi icin surekli karistirilir, ocaktan alinir. Ustune hindistancevizi sutu eklenir. Buzdolu bir kaba oturtulmus bir kasede sogumaya birakilir, zaman zaman karistilir. Cig sut kremasi mikserle katilasana kadar cirpilir. Hindistancevizi sutlu karisim ile cig sut kremasi hizlica karistirilir, homojen bir karisim elde edilince de havuclu katin ustune bu krema (sivi halde olması gerekiyor dokerken) dokulur ve sogumasi icin buzdolabinda en az bir gece tutulur. Ustu ve kenarlarini da arzunuza gore susleyebilirsiniz. Ben kenarlarinda lindtin extra ince bitter cikolatalarini kullandim. Ustu icin de bitter cikolata eritip yagli kagit ustune yildizlar cizip soguttum. Sonrasinda da pasta ustune aktardim. Hindistancevizi ile en son susledim.

Umarim dener ve seversiniz..

(Dilim fotografini cekemedim, bir arkadaslarimiza giderken yapmistim, orada da sadece bununla yetiniriz diye dusundum ama lezzet acisindan oldukca tatminkar oldugunu soyleyebilirim benim adima. Tarif tamamen benim hayalgucumle ortaya cikti. Hindistancevizi ile havucun birarada cok guzel oldugunu dusundugum icin bu pastayi olusturdum.)

Pazartesi, Kasım 19, 2007

DDD Etkinlik - Edebi Sanatlar

Doğru yazalım, Doğru konuşalım, Dilimizi Koruyalım ( DDD )


Yahya Kemal Beyatlı, "Bu dil ağzımda anamın ak sütüdür." der Türkçe için. Fazıl Hüsnü Dağlarca ise "Türkçem benim ses bayrağım." diye simgeler ana dilimizi bir şiirinde. Kuşkusuz Türkçe milletçe var olmamızın en önemli unsurlarindan biridir. Tarih, kültür ve din birligi dışında insanlari birbirine yaklaştıran, bilgi alişverişinde bulunmasını sağlayan yegane unsurdur dil. Büyük batı medeniyetinin en büyük silahlarından biridir işgal ettiği ya da sömürdüğü topraklardaki yerel halkin dilini unutturmak. Dilini unutan yerel halk, kültürünü de millet anlayışını da geçmişinde bırakır ve yeni kültür etkisi altında asimile olur. Bunun ornekleri yeryüzünde çok olmasına rağmen benim yakın tarihten aklıma ilk gelen örneği 2. Dünya Savaşı’na kadar Norveçli’lerin Sami ırkına dil konusunda yaptığı baskıdır. Dilini yozlaştıran, yabancı kelimelerle kirleten, ona sahip çıkmayan, canlı bir varlık olan dili geliştirmeyen bir toplum için milli birlik ve beraberlikten sözedilemez.

Türkçe’mizi daha iyi kullanmak icin neler yapabiliriz sorusuyla ortaya çıkmış olan Dil Yarası etkinliklerinden birine ev sahipliği yapmak da bana kısmetmiş. Bugüne kadar emek vermiş olan herkese oncelikle tesekkürler. Konu olarak dilbilgisi kuralları dışına çıkıp, “edebi sanatlar” konusunu işlemeye karar verdim. Günlük hayatta “fırtına olup coşarken”, “ırmak olup akarken”, zaman zaman sevdamızdan zaman zaman üzüntüden “içimiz kan ağlarken”, “biz mutlu olalım diye ağaçlar yemyeşil olmuşken ya da gülen gözlerin yüzünden güller açılmışken”, “ağzından bal akanları” dinlerken ya da “nabza göre şerbet verirken” surekli kullandığımız ama bir türlü isimlendiremediğimiz sözü güzelleştirme yollarından bahsedelim istedim.

Edebi sanatlar, dili kullanırken mana üzerinde oyunlar yapıp, sözü güzelleştirme yollarına verilen genel isimdir. Edebi eserlerde mana ve fikri daha iyi anlatmak, açıklamak, zevkle okunmasını sağlamak ve ifadeyi temin etmek icin Türk edebiyatinda da sıkça başvurulan tekniklerden biridir. Kelimelerin hakiki ve mecazi anlamları vardır ve kelimeleri her yerde öz manaları ile kullanmak bir sure sonra sıkıcı ve tekdüze hale gelebilir. Bunun yerine içimizde kopan fırtınaları, düşlediğimiz hayalleri, düşüncelerimizi kelimelerin mecazi anlamlarına başvururak daha iyi anlatabiliriz. Bir edebi eseri zevkine vararak okumak ve yazarının anlatmak istediğini tam anlayabilmek için diğer bilgilerin yanısıra edebi sanatları da bilmek zaman zaman gerekebilir.

Edebi sanatların en çok kullanılanları şunlardır:


1) Teşbih (benzetme): Sözü daha etkili kılmak amacıyla ortak nitelikleri bulunan nesne ya da kavramlar arasında benzerlik kurma sanatıdır. Türk sözlü ve yazılı edebiyatında yoğun olarak kullanılır. Bir teşbihde en az iki, en çok dört unsur bulunur. Bunlardan benzeyen ile kendisine benzetilen esas unsurlar (öğeler) olup, benzetme edatı ile benzetme yönü yardımcı unsurlardır. Öğe sayılarına göre teşbihler, unsurların hepsi ile yapılan tam (ayrintili) teşbih, esas unsurlarla yapılan beliğ teşbih, benzetme yönü söylenmeden yapılan mücmel teşbih, benzetme edatı söylenmeden yapılan müekked teşbih denilen kısımlara ayrılır.

Tam teşbihe örnek:


Benzeyen: Mehmetçik -- Kendisine benzetilen: Aslan -- Benzetme yönü: Cesaret ve kahramanlık -- Benzetme edatı: Gibi

Kız tavşan gibi koşuyor.

Yol yılan gibi kıvrılıyor.

Dostlar ırmak gibidir. Kiminin suyu az, kiminin çok..

2) İstiare: İstiare, bir şeyi türlü yönlerden benzediği başka bir şeyin adıyla anma sanatıdir.
Bu bakımdan istiare hem bir mecaz sanatı, hem de benzetme sanatıdır. Benzetme, yalnız benzeyen veya kendisine benzetilenle yapılırsa istiare sanatı ortaya çıkar. Bu da kendisine benzetilenle yapılıyorsa açık istiare, yalnız benzeyenle yapılıyorsa kapalı istiare olmak üzere ikiye ayrılır:

Açık istiareye örnek:

Bu cümlede “elbiseler” kelimesi “yapraklar” yerine kullanılmıştır.

Kapalı istiareye örnek:

... dönerken inleyen tekerlekler.

Tekerleklerin dönerken çıkardığı sesler, hasta bir insanın inlemesine benzetilmiştir.

Her taraf kırık dökük
Dalların boynu bükük
"Kederliyiz" der gibi

Dallar boynu bükük insana benzetiliyor ama kendisine benzetilen insandan söz edilmiyor. Boynu bükük sözcüğü ile insanın bir özelliği vurgulanıyor.

3) Mecaz-ı mürsel: Benzetme maksadı gütmeden bir kelime veya ibareyi öz manalarında kullanılmayacak şekilde ifade etmeye mecaz-ı mürsel denir. Ad Aktarması, düz değişmece ya da metonomi diye de adlandırılır. Günlük yaşamda da yaygınlıkla kullanılan mecaz-ı mürsel, iki nesne ve kavram arasında çok çeşitli ilgiler kurulmasıyla gerçekleşir. Neden yerine sonucun (bereket yağdı gibi), içindeki yerine kabın (sobayı yaktık gibi), özel yerine genelin (at yerine hayvan gibi), soyut kavram yerine somut adın (gözüme girdi gibi), yapıt yerine yazar adının (Siham-ı Kaza okuyorum demek yerine Nef’i okuyorum demek gibi) kullanıldığı çeşitli türleri vardır.

Örnek: “Derse girildi.” denildiğinde, ders söylenip, dersin yapıldığı yer olan dershane kastedilmiştir. Yine “Ateşi yak.” sözüyle, kömür odun vb. gibi şeylerin yakılmasının kasdedilmesi de mecaz-ı mürseldir. Mesela “Ev bu işe ne dedi?” soru cümlesinde kastedilen evin kendisi degil, evin icinde yaayanlardir.


4) Kinaye: Sözlükte "bir fikri kapalı, dolaylı olarak anlatan söz, üstü örtülü, dokunaklı söz" şeklinde tarif edilir. Edebiyatta maksattan dolayı sözü hem hakiki, hem mecazi anlamlara uygun olarak kullanmaktır. Biri için “Açıkgöz” denildiğinde, hakikat manası olan, o kimsenin gözünün açık olduğu anlaşıldığı gibi, mecaz manası olan zeki ve becerikli olduğu da anlaşılır. Bu sözde kasdedilen mecazi manadır. Bir sözcüğü gerçek anlamının dışında benzetme amacı gütmeden ve engelleyici ipucu olmaksızın mecazlı anlamda kullanma. Bu kullanışta sözün gerçek anlamı da kasdedilmiş olabilir.

Türkçe deyimlerin çoğu mecazi anlamlarıyla kullanıldığı için kinayedir.

Örnek:

a) Bulamadım dünyada gönüle mekan
Nerde bir gül bitse etrafı diken

Gül ve diken hem gerçek hem mecazi anlamlarıyla kullanılıyor. Ancak asıl kastedilen mecazi anlamları. Şair hem birleşik kinaye hem uzak kinaye yapıyor.

b) "Arkadaşın dayısı güçlüdür, halleder."
c) "Bırak onu, burnu büyük adamdan hayır gelmez."
d) "Bu taşı bize dostumuz atıyorsa durup düşünmemiz gerekir."

e) Yaptığı hatayı anlayınca yüzü kızardı.

f)

5) Ta’riz: Sözcük anlamıyla dokundurma ya da taşlama demektir. Kinayedekinden daha keskin alay ve eleştiri içerir. Sözün ya da kavramın gerçek ve mecazlı anlamı dışında büsbütün tersini kastetmektir. Ayrıca ta’riz ile kinaye karıştırılmamalıdır. Ta’rizde mecaz anlamından ziyade sözün karşıt anlami daha önemlidir. Duz yazida ta’riz bazen parantez icinde unlem işareti ile belirtilir.


a) Örnek: Tersinden Öğüt

Her nere gidersen eyle talanı,
Öyle yap ki ağlatasın güleni,
Bir saatta söyle yüzbin yalanı,
El, bir doğru söz seylerse inanma.

b) Eline geçeni aşırmaya bak

Doğru gidenleri şaşırtmaya bak

Herkese tuzak kur düşürmeye bak

Şerefsizlik şeref olduktan sonra

c) "Ne kadar kültürlü olduğu ( ! ) yazılarından belli."

Her iki sair de ta’riz sanatı yapmış, asıl söylemek istediklerinin tam tersini ifade etmişlerdir.

6) Teşhis ve İntak: Teşhis, insan olmayan varlıklara insanların yaptığı işleri mecazi olarak yaptırma; intak da bu varlıkları söyletme, konuşturma sanatıdır. Teşhis ve intak daha çok fabllarda kullanılır.

Örnek:

a) Testi ile Güğüm

Güğüm bir gün testiye,
“Yola çıkalım” dedi.
Testi “Korkarım” dedi.
Evde kalmak istedi.

Çünkü onu en küçük,
Bir vuruş hemen kırar.
Güğüme, boynu bükük,
Dedi ki “Hakkınız var.”

“Sizin deriniz benden,
Çok daha fazla sağlam.
Siz gidiniz fakat ben,
Size yoldaş olamam.”

Burada testi ve güğüm gibi iki varlık, insanlar gibi davrandırılarak teşhis, konuşturularak da intak sanatı yapılmıştır.


b) Deniz ve mehtap sordular seni: “Neredesin?”

c) Adam elini uzattı, tam onu koparacağı sırada menekşe: “Bana dokunma!” diye bağırdı.

d)

Döndüm çakıllara sordum,

Siz kimdensiniz.
Dediler durandan,

Bizi yakın edenden.

(Özdemir Asaf)


7) Tecahül-i arif: Bilinen bir şeyi bilmiyormuş gibi görünerek yapılan sanata denir. Bildiğini veya bilineni bilmemezlikten gelerek nükte yapmak amaciyla yapilir. Çeşitli sebeplerle doğrudan doğruya söylenmek istenmeyen bir söz bu şekildeki ifade ile daha etkili olur.

Örnek:
a)
Beli bükülmüş bir ihtiyar bir gün yolda oturmuş, dinleniyormuş. Onun böyle yere eğilmiş gibi duruşunu anlamamazlığa gelen bir genç; “Ne o efendi baba, bir şey mi arıyorsun?” diye sormuş. İhtiyar, gencin bu ta’rizini anlamamış görünerek; “Evet oğlum, gençliğimi kaybettim.Onu arıyorum.” diye cevap vermiş.

Burada ihtiyarın cevabında tecahül-i arif sanatı yapılmıştır.

b) şakaklarıma kar mı yağdı ne var?
benim mi allah'ım bu çizgili yüz?
ya gözler altındaki mor halkalar?
neden böyle düşman görünüyorsunuz;
yıllar yılı dost bildiğim aynalar?

Cahit Sitki Tarancı

c) "Dün gece yoktu ki / Bu dağ buraya nasıl gelmiş?"


8) Hüsn-i ta’lil: Bir olayın meydana gelişini gerçek sebebinden farklı olarak hayali ve daha güzel bir sebebe bağlama sanatına denir. Özellikle divan şairleri tarafından çok sevilir.

Örnek:
a)
Hak-i payine yetem der ömrlerdir muttasıl
Başını taştan taşa vurup gezer avare su

Fuzuli

(Su, hazret-i Peygamberin ayağını bastığı toprağa kavuşmak için, ömür boyu başını taştan taşa vurarak gezmektedir.)

Bu beyitte, suların taşlar arasında sağa sola çarparak akıp gitmesi hadisesi normaldir. Fakat şair onun akışını, Peygamber efendimize (sallallahü aleyhi ve sellem) duyduğu çok büyük aşk ve hasret sebebiyle, O’nun ayağının bastığı toprağa kavuşabilmek için bir çırpınış sebebine bağlayarak hüsn-i ta’lil sanatı yapmıştır.

b) “Sen gülünce güller açar gülpembe.”

Burada güllerin açması bir kişiye bağlanmıştır. Halbuki gül normalde zamani gelince zaten açar.

c) “Mutlu olalım diye yemyeşil oluvermiş ağaçlar.”

d) “Sen gittin yaslara büründü cihan / Soluyor dallarda gül dertli dertli.”

e) "Sen gelince güller açar bahçemde / Bahar güler kahkahayla."


9) Mübalağa: Övmek veya yermek için bir hususun abartılarak söylenmesi sanatıdır. Duygu ve düşünceler bu sanatla kuvvetlendirilmek istenir. Ancak, zevk ve incelikten mahrum, kaba ve hoş olmayan ölçüsüz çeşitleri, ters etki bırakır ve sevilmez.

Örnek:

a) “dalgalar yükseliyordu ayı elliyorduk, dalgalar çekiliyordu cehennem'deki zebanileri görüyorduk..”

Karadeniz icin Evliya Celebi’nin tanımlamasi mübalağaya iyi bir ornektir.

b) Alem sele gitti gözlerimin yaşından.

c) Aramazdık gece mehtabı yüzün parlarken / Bir uzak yıldıza benzedi güneş sen varken.


10) Tezad: Aralarındaki bir alakadan dolayı birbirine zıd manaları, bir ifadede toplamaktır.

a) Ben de gördüm güneşin doğarken battığını.

b) Neden böyle düşman görünürsünüz? Yıllar yılı dost bildiğim aynalar..

c) Giderken bir buzdagi gibiydin
sicak sulara dogru yuzen
ve dorugunda
bir cift bale pabucunun
asıldıgını soluyordu
eteklerindeki telasli penguin

(Sunay Akın)

***********************************************************

Aslinda yukarida bahsedilen söz sanatları dışında da kullanılan söz sanatları mevcuttur ama okunabilirlik açısından sadece üstte yer verdiklerimden bahsetmek istedim. Umarim sizler icin de eğlenceli ve faydalı bir yazı olmuştur.

Kendi kullandigim ornekler disinda aciklamalar icin de faydalandıgım kaynaklar:

Kaynak 1
Edebiyat Öğretmeni
Wikipedia
Türkçe Bilgi
Türkçe öğretmeni

Salı, Kasım 13, 2007

Ahududu (Frambuaz) Receli

YE-28 GELENEKSEL KIS HAZIRLIKLARI

Tamam bastan kabul ediyorum pek geleneksel bir kis hazirligi degil ama bu seferlik yeni birseyler denemis olan bu blogcuyu kirmayin diyorum. Bu etkinlige ev sahipligi yapan Mahzun Prenses'e de simdiden kolay gelsin..

Ahududu recelini oldum olasi ben cok severim ama Norvec'ten dondukten sonra daha bir sever oldum. Oradan aldigimiz lezzetli ahududu recellerinin yanina bile yaklasamadi buradan aldiklarim.. Burada neredeyse butun recellerde pektin kullandiklari icin jolemsi akmayan bir recel oluyor. Bu da bizim damak tadimiza pek uymuyor.

Asagida verecegim tarif hem kolay hem cok lezzetli. Ben 250 ml ahududu kullanarak yaptim, hem taze taze yeniden yaparim diye hem de olculerle oynayip dogru orani bulabilirim diye.. 250 ml ahududuya 250 ml seker kullandim. Hem esim hem deneyenler tadi biraz cok tatli demekle birlikte receli begendiler. Bir dahaki yapisimda seker miktarini 200 ml e dusurmeyi dusunuyorum. Aklinizda olsun.

AHUDUDU RECELİ


Malzemeler
250 ml dondurulmus ahududu
250 ml seker

Yapilisi
Meyveleri yaklasik yarisini elimle birkac parcaya ayirdim. Dondurulmus meyve kullandigim icin cok kolay oldu. Diger yarisini da oldugu gibi biraktim. Dondurucudan cikarip parcalama islemi tamamlandiktan sonra hepsini kucuk bir tencereye aldim. Ustlerine de sekeri serptim. 1 saat bekledikten sonra zaten ahududular iyice sulanmisti. Orta ateste kaynamasini bekledikten sonra altini iyice kistim yaklasik 5-10 dakika daha pisirdim. Kivamini anlayabilmek icin de onceden buzluga koydugum tatli kasiklarini kullandim. 5 dakika daha pisirdikten sonra buzlukta iyice sogumus olan tatli kasiginin ustune birkac damla recel dokup kivamini kontrol ettim. Arzu ettiginiz kivama geldiginde altini kapatin ve uygun bir kavanoza aktarin.

Afiyet olsun.

Perşembe, Kasım 08, 2007

Belcika tariflerinden bir tane daha..

Belki duymussunuzdur, buralarin "waffle"i meshurdur. Bir de Turkiye'de waffle diyerek sattiklari seylerle alakasi yoktur. Genelde buranin insanlari ustune krema, cikolata, meyve ya da recel koymadan yemeyi tercih ediyorlar. Kendisi tek basina yeterince guzel ve lezzetli. Ben de ilk zamanlarimda cok kotu alismistim kendilerine ama neyse ki o aliskanliktan kurtuldum en azindan :)

Belcika'da iki cesit var bellibasli. Biri "Liege waffle"i biri de "Bruksel waffle"i. Benim tercihim Liege olandan yana. Sanirim Turkiye'de daha cok Bruksel tipi yapiliyor, sivi bir hamurdan yapiliyor disi, ici oldukca yumusak oluyor. Liege cesidi ise daha farkli. Bir yiyen pisman bir de yemeyen :)

Evinizde yapmak isterseniz tarif asagida.. Afiyet olsun simdiden.

Liege Waffle

Malzemeler
500 gr un
1 paket instant maya
2 yemek kasigi toz seker
120 ml ilik sut
120 ml ilik su
1 yumurta
250 gr tereyagi (ben azalttim biraz bu miktari)
1 yemek kasigi bal
bir tutam tuz
200 gr toz (kum) seker - daha fazla bilgi icin buraya bakabilirsiniz
bir tutam tarcin
yarim paket vanilya


Yapilisi
Oncelikle 350 gr un, maya, toz seker ve vanilya iyice karistirilir. Ortasi acilir, su, sut ve yumurta eklenip kati olmayan bir hamur elde edilir. 15 dakika kabarmasi icin beklenir. Kup kup dogranmis kati yag, kalan un, tuz, tarcin, taneli seker ve bal eklenip homojen bir karisim elde edilir. 30 dakika beklenir. Waffle yapma makinasi isitilir. Ekstra yaglama yapmadan hamurdan iki uc yemek kasigi kadar toplar makinaya yerlestirilir. 1.5 dakika bir yuzu, 1.5 dakika bir yuzu pisirilir. Sicak sicak kahvenin yanina servis edilir.


Number of online users in last 3 minutes
Locations of visitors to this page